Münih'te yaşanan Ukrayna meselesi, Avrupa'nın "güvenlik ekseni" haline geldi

Münih Güvenlik Konferansı'nda en çok tartışılan konulardan biri Rusya-Ukrayna savaşıydı. Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaia Kallas, bu konuda keskin ve açık bir tavır aldı: Avrupa'nın güvenliğinin doğrudan Ukrayna'nın kaderine bağlı olduğunu vurguladı.
Kallas'ın temel uyarısı tek bir noktaya indirgendi: Rusya'nın savaş alanında elde edemediği sonuçları müzakere masasında vermesi en büyük tehlikedir. Ona göre, diplomasideki yanlış tavizler daha sonra Avrupa'ya pahalıya mal olabilir.
Bu bağlamda, Rusya'yı "süper güç" olarak göstermekte acele edilmemesi gerektiğini belirten Callas, Moskova için en tehlikeli senaryonun tam olarak aşırı ayrıcalıklar tanımak olduğunu vurguladı. Callas ayrıca, Avrupa'nın bir dizi ilkeli talepte bulunması gerektiğini de açıkça belirtti: Rusya'nın silahlı kuvvetlerinin sınırlandırılması, Ukrayna'ya verilen zararın tazmin edilmesi ve savaş suçlarından sorumluluk konusunun gündemde tutulması.
Münih görüşmelerinde hissedilen bir diğer önemli duygu ise şuydu: Avrupa, "eski kıtanın" savunma sistemini bağımsız olarak güçlendirmesi gerektiğine olan inancında giderek daha kararlı hale geliyor. Fransa Avrupa İşleri Bakanı Benjamin Haddad da benzer bir görüş dile getirerek, Avrupa'nın ABD'den gelen açıklamalara bağlı kalmaması, bunun yerine askeri potansiyelini artırmaya, yeniden silahlanmaya ve Ukrayna'yı desteklemeye odaklanması gerektiğini vurguladı.
Bu arka plan, Avrupa-ABD ilişkilerinde yeni bir aşamanın işaretlerini gösteriyor: İşbirliği sürdürülüyor, ancak Avrupa stratejik özerkliğini güçlendirme konusunda giderek daha ciddi bir tutum sergiliyor.
Kallas ayrıca, ABD'nin Avrupa'nın "sansürüne" yönelik eleştirilerine de yanıt vererek, Avrupa'nın basın özgürlüğü ve değerler açısından hâlâ güçlü bir konumda olduğunu hatırlattı ve bu tür açıklamaları daha çok siyasi bir açıklama olarak değerlendirdi.
Aynı zamanda, Avrupa Birliği'nin birçok ülke için hâlâ cazip bir entegrasyon projesi olduğunu söyledi: Ukrayna ve Batı Balkan ülkelerinin AB'ye katılma arzusu bunun canlı bir kanıtı olarak gösterildi.
Sonuç şu şekildedir: Münih'teki görüşmeler, transatlantik bağların kopmadığını, ancak görüş ayrılıklarının genişlediğini açıkça gösterdi. Avrupa, kendisini "gerileyen bir bölge" olarak değil, istikrarlı ve cazip bir siyasi proje olarak sunmaya çalışıyor. Ancak bir gerçek değişmeden kalıyor: Ukrayna'daki savaş ve Rus faktörü, Avrupa güvenlik politikasında belirleyici bir nokta olmaya devam ediyor ve bu konu yakın gelecekte gündemden düşmeyecek.
“Zamin”i Telegram'da okuyun!