Moskova, Pekin ve Pyongyang, İran hakkında sert bir açıklama yaptı

Fotoğraf: AP
Âyetullah Ali Haminai'nin ölümünden sonra, İran etrafındaki jeopolitik zincir daha da keskinleşti. Rusya, Çin ve Kuzey Kore, Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail'in eylemlerini sert bir şekilde eleştirerek olaylara neredeyse aynı anda tepki verdi. Bu açıklamalar, Orta Doğu krizinin artık yalnızca bölgesel değil, aynı zamanda büyük güçlerin katılımıyla küresel bir siyasi çatışmaya dönüştüğünü gösteriyor.
Kremlin'e göre, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Hominai'nin ölümü nedeniyle İran tarafına başsağlığı diledi. Olayı "insani ahlak normlarının ve uluslararası hukukun ağır bir ihlali" olarak nitelendirdi. Reuters, Putin'in Haminai'nin öldürülmesini "kötü" ve çok ağır bir suç olarak değerlendirdiğini, ancak henüz Moskova'nın taziyeden başka büyük pratik bir adım atmadığını belirtti.
Bu açıklama, Rusya-İran ilişkileri bağlamında daha da önemli görünüyor. Son yıllarda, Moskova'nın Ukrayna'daki savaşta İran'ı, özellikle de dron teknolojilerini kullandığı yönünde birçok uluslararası haber çıktı. Putin ise bir yıl önce Tahran'ı stratejik bir ortak olarak tanımlamıştı. Ancak Reuters, İsrail'in Haziran 2025'te İran'a saldırdığında Kremlin'in askeri müdahaleden kaçındığını ve çoğunlukla siyasi kınamalarla sınırlı olduğunu hatırlatıyor.
Çin de son derece keskin ve net bir pozisyon ifade etti. Pekin'in resmi dış politika açıklamasında, Haminai'nin öldürülmesi, İran'ın egemenliğinin ve güvenliğinin ciddi bir ihlali, BM Tüzüğü'nün amaç ve ilkelerinin ihlali olarak değerlendirildi. Çin, bu olayı "kesin bir şekilde kınadığını" belirterek, askeri operasyonların derhal durdurulmasını, durumun daha da kötüleşmemesini ve Orta Doğu'da ve tüm dünyada barışın korunmasını çağırdı. Bu ifade, Çin Dışişleri Bakanlığı'nın resmi açıklamasında aynı şekilde verilmiştir.
Çin'in bu çıkışı tesadüf değil. Çünkü Pekin sadece Rusya'nın önemli ekonomik dayanaklarından biri değil, aynı zamanda Batı yaptırımları altındaki İran petrolünün de büyük bir alıcısıdır. Bu nedenle, İran etrafındaki herhangi bir büyük artış, Çin için hem enerji güvenliği hem de dış politik denge açısından çok hassas bir konudur. Reuters bunu özellikle vurguladı.
Kuzey Kore ise daha sert ve ideolojik bir açıklama yaptı. Reuters'a göre, Pyongyang, ABD ve İsrail'in İran'a karşı eylemlerini "yasadışı bir saldırganlık" olarak nitelendirdi. DPRK Dışişleri Bakanlığı temsilcisi, ABD'nin eylemlerini "hegemonik ve gangsterik" bir yöntem olarak nitelendirdi ve bu uygulamayı açıkça kınadı. Bu açıklama, DPRK'nın devlet medyası aracılığıyla da yayıldı.
Kuzey Kore'nin bu tutumu siyasi açıdan mantıklı görünüyor. Çünkü Pyongyang ve Tahran uzun yıllardır ABD'ye karşı sert bir çatışma kampında yer almaktadır. Metinde belirtildiği gibi, ayetullah Haminai'nin son yabancı resmi ziyareti 1989'da Kuzey Kore'ye gerçekleştirildiğine dair tarihsel bilgiler mevcuttur. Bu, iki ülke arasındaki ilişkilerin sembolik arka planında da bu açıklamayı önemli hale getirir. Bu tarihi iddia internette geniş çapta dile getiriliyor, ancak bugünün hızlı siyasi açıklamasının ana yükü mevcut jeopolitik konuma düşüyor.
Kısacası, Hominai'nin ölümünden sonra, Moskova, Pekin ve Pyongyang neredeyse aynı noktada ortak bir konuşma yaptı: her üç taraf da ABD ve İsrail'in eylemlerini kınadı ve uluslararası hukuk ve egemenlik konusunu gündeme getirdi. Bu, İran çevresindeki krizin artık sadece askeri değil, aynı zamanda büyük güçlerin retorikleri ve küresel bloklar arasında yeni bir baskı alanı haline geldiği anlamına geliyor.
“Zamin”i Telegram'da okuyun!