«İslam NATO'su»nda bölünme: Pakistan Suudi Arabistan'ı korumadı

İslam dünyasında henüz bir ay önce büyük bir tantanayla kurulan ve küresel siyasette «İslam NATO'su» olarak nitelendirilen güçlü savunma ittifakı, ilk ciddi sınavında uzlaşmaz bir çatışmayla karşılaştı. Yemenli Husilerin dört yıllık ateşkesi bozarak Suudi Arabistan'ın güney şehirlerine yoğun füze ve drone saldırıları düzenlemeye başladığı bir dönemde, müttefiklerden biri olan Pakistan beklenmedik bir şekilde Riyad'a askeri yardım sağlamayı reddetti. Saygın Reuters haber ajansının aktardığına göre İslamabad, 7 Ağustos'ta imzalanan üçlü savunma anlaşmasına rağmen, şu anda böyle bir müdahalenin gündemde olmadığını resmen açıkladı.
Peki, Suudi Arabistan'ın güneyindeki şehirler ateş altındayken Pakistan diplomasisi hangi bahaneyi öne sürüyor, «birine yapılan saldırı herkese yapılmıştır» kuralı neden göz ardı edildi ve Müslüman dünyasının nükleer gücü olarak kabul edilen İslamabad'ın bu kararının arkasında ne yatıyor?
Çatışma noktası: Güney şehirlerine saldırılar ve «NATO tarzı» anlaşma
Kızıldeniz kıyısında 4 yıldır korunan göreceli barış bir anda parçalandı:
Dört yıllık ateşkesin çöküşü: «Ensarullah» (Husiler) hareketi, Suudi Arabistan'a karşı geniş çaplı askeri operasyonları yeniden başlattı;
Füzeler altındaki şehirler: Husiler, Suudi Arabistan'ın güneyindeki Abha, Hamis-Müşayt, Cizan ve Necran şehirlerine balistik füzeler ve saldırı dronları ile aralıksız saldırılar düzenliyor;
Riyad'ın sert cevabı: Suudi hava kuvvetleri, Husilerin kontrolündeki Marib, Taiz, Hudeyde ve El-Cevf bölgelerine şiddetli hava saldırıları düzenliyor;
Mekke'deki tarihi ittifak: Sadece bir ay önce, 2026 yılının 7 Ağustos'unda Mekke'de Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında, tıpkı NATO'nun 5. maddesine benzer şekilde, katılımcılardan birine yapılan saldırının hepsine yapılmış sayılacağı tarihi bir kolektif savunma anlaşması imzalanmıştı.
İlk tarafın darbesi: Suudi Arabistan ve kolektif savunma talebi
Riyad yetkilileri, Mekke anlaşmasına dayanarak müttefiklerinden stratejik caydırıcı güç olarak pratik askeri adımlar bekliyordu:
Kolektif güvenlik görevi: Suudi tarafı, üç devletli bloğun bölgedeki ortak tehditlere karşı kararlı bir cevap vermesi gerektiğini ve nükleer kapasiteye sahip Pakistan ordusunun sınırları korumada aktif rol alması gerektiğini savunuyor;
Şehirler ve enerji güvenliği: Füze saldırıları altındaki krallık, kendisini saldırı kurbanı olarak görüyor ve anlaşmanın savunma maddelerinin derhal devreye sokulmasını mantıklı bir adım olarak değerlendiriyor.
İkinci tarafın cevabı: «Şimdi değil, zamanı gelince...»
Ancak İslamabad'dan gelen açıklama, Riyad'ın beklediği sert askeri seferberliği soğuk bir duş etkisiyle durdurdu:
Yardımdan vazgeçme: Pakistan Dışişleri Bakanlığı resmi sözcüsü Sajjad Hayder Han, Suudi Arabistan'a Husilerle mücadelede yardım etme konusunun şu anda gündemlerinde olmadığını belirtti;
Durumu geçiştirme: Diplomat, Pakistan'ın yalnızca «zamanı geldiğinde» ve anlaşma şartlarına uygun şekilde hareket edebileceğini vurgulayarak kesin tarih ve planlardan kaçındı;
Bölgesel tarafsızlık riski: Pakistan'ın komşu İran ile sınır komşusu olması ve Husilerin arkasında Tahran'ın bulunması göz önüne alındığında, İslamabad Tahran ile ilişkileri bozmak ve yabancı bir savaşa çekilmek istemiyor.
«Şu an için böyle bir şey tartışılmıyor... Zamanı geldiğinde anlaşmaya uygun hareket edeceğiz», — diyerek Pakistan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Sajjad Hayder Han durumu net bir şekilde ifade etti.
Terazinin kefesi: Kim kazanıyor, kim stratejik tuzakta?
Bu diplomatik anlaşmazlık, tarafların gerçek imkanlarını ve kayıplarını ortaya çıkardı:
Değerlendirme kriterleri | Suudi Arabistan'ın konumu | Pakistan'ın pozisyonu |
Askeri ihtiyaç | Güney sınırlarını ve şehirleri füzelerden korumak için ek güce ihtiyaç duyuyor | Kendi ordusunu Yemen savaşı girdabına atmak istemiyor |
Anlaşma yükümlülüğü | Mekke anlaşmasının tam ve derhal işlemesini talep ediyor | Anlaşmayı sadece büyük jeopolitik çatışmalarla ilgili olarak yorumluyor |
Jeopolitik baskı | İran'a karşı güçlü bir Müslüman ittifakı sergilemeye çalışıyor | İran sınırındaki barışı korumak için tarafsız kalmayı tercih ediyor |
Kayıp veya kazanç | Müttefikin sessizliği karşısında yalnız kalma riskiyle karşı karşıya | Suudi Arabistan'ın mali desteğini kaybetme riski altında kendi askerlerini koruyor |
Terazinin bir kefesinde toprakları bombalanan ve müttefiklerinin yükümlülüklerine güvenen Suudi Arabistan varken, diğer kefesinde ekonomik ve siyasi riskleri hesaplayarak kağıt üzerindeki anlaşmayı uygulamaya koymayı erteleyen Pakistan var. Bu çatışma, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan ittifakının geleceğine ciddi gölge düşürüyor.
Sizce Pakistan'ın Suudi Arabistan'a yardım etmekten kaçınması ulusal çıkarları koruma yolunda doğru bir strateji mi, yoksa imzalanan savunma anlaşmasına bir ihanet mi? Bu karar, yeni kurulan üçlü «İslam NATO'su» bloğunun dağılmasına yol açabilir mi? Düşüncelerinizi yorumlarda paylaşın ve Müslüman dünyasındaki bu beklenmedik jeopolitik entrika analizini yakınlarınızla ve siyaset meraklılarıyla paylaşın!






















Yorumlar 0
…