Uzayda Çocuk Beklemek: Bilim Biyolojik Engelleri Nasıl Aşmayı Amaçlıyor

Uzayda Çocuk Beklemek: Bilim Biyolojik Engelleri Nasıl Aşmayı Amaçlıyor

İnsanlık, kozmonotluk tarihinin son 60 yılı boyunca yörüngede çocuk dünyaya gelme ihtimalinin önündeki biyolojik sınırları araştırmaktadır. Echoes of the Cosmos enstitüsü bilim insanları tarafından yayımlanan son kapsamlı analitik inceleme, Dünya atmosferi dışında üreme ve nesil devam ettirme sürecinin ne kadar karmaşık olduğunu gösterdi. Günümüze kadar uzayda herhangi bir gebelik kaydedilmediği için tüm bilimsel sonuçlar guinea pig'ler, sıradan fareler ve laboratuvar fareleri üzerinde yapılan deneylere dayanmaktadır. Bu konuda Ixbt.com bildiriyor .

Mikroyerçekim koşullarında yapay döllenmenin teknik olarak gerçekleşebileceği ortaya çıktı; farelerde bu oran Dünya koşullarına yakın olup %84 olarak gerçekleşti. Ancak bundan sonra sistemik aksaklıklar baş göstermektedir. Blastosist oluşumu yavaşlamakta, başarılı implantasyon oranı keskin bir şekilde düşmekte ve canlı doğan yavrular Dünya'dakine kıyasla birkaç kat daha az olmaktadır. 2016 yılında SJ-10 uydusunda gerçekleştirilen deneylerde fare embriyoları gelişmiş olmasına rağmen, bunlarda devasa DNA hasarları ve küresel hipometilasyon gözlemlendi. Bunun ana nedeni olarak ise günde 0,15 miligray dozunda radyasyon yayan kozmik ışınlar gösterilmektedir.

Radyasyon ve Mikroyerçekimin Etkisi

ixbt.com verilerine göre kozmik radyasyon ana hücrelerine ciddi zararlar vermektedir. Yüksek enerjili ağır iyonlar (HZE parçacıkları), spermatozoa DNA'sının fragmantasyonuna ve oksidatif strese yol açmaktadır. Dişi hayvanlarda ise ovariyal rezerv hızla tükenmekte ve mitokondriyal disfonksiyon nedeniyle oositlerin olgunlaşması bozulmaktadır. Yerçekimi vektörü bulunmadığından hücre bölünme iğcikleri yönelimini kaybetmekte ve anöploid (yanlış kromozom setine sahip) yumurta hücrelerinin sayısı artmaktadır.

Döllenme başarılı bir şekilde gerçekleşse bile mikroyerçekim gebelik mekaniğini altüst etmektedir. Annenin kardiyovasküler sistemi yerçekimsizlik ortamında plazma hacmini ve damar tonusunu kaybeder. Oysa normal bir gebelik, plasentayı beslemek için kan akışının keskin bir şekilde genişlemesini gerektirir. Bu nedenle doğal gebelik, en başından itibaren kabul edilemez derecede yüksek riskler taşımaktadır.

Sorunun Teknolojik Çözümleri

Bu zor durumdan çıkış yolu arayan araştırmacılar üç temel teknolojik senaryoyu değerlendirmektedir. Birinci senaryolar ortamın modifiye edilmesine odaklanmakta olup, bunlar arasında 1 g yerçekimini taklit eden dönen yörünge istasyonları yer almaktadır. İkinci yaklaşım ise SRAET (Synthetic Reproductive Adaptive Enhancement Technology) adı verilen sibernetik tıp ve kapalı sistemler konseptidir. Üçüncü yönelim ise somatik ve üreme gen mühendisliği aracılığıyla insan biyolojisini doğrudan değiştirmeyi öngörmektedir.

SRAET konsepti, en gelişmiş sistem olarak dikkat çekmektedir. Bu sadece basit bir yapay rahim değil; radyasyon sensörleri, değişken yoğunluklu malzemeler (hidrojenle zenginleştirilmiş bor nitrür nanotüpleri) ve su kalkanları ile donatılmış hermetik bir inkübatördür. Sistem içindeki mikrofluidik çiplerde fallop tüpü ve rahim biyokimyasını taklit eden biyomimetik bir kanal bulunmakta ve yapay amniyotik sıvı ortamı yaratılmaktadır.

Elde edilen veriler, yetişkinlerin yerçekimsiz ortamda hızla bozulmaya uğradığını (kemik yoğunluğunun azaldığını, kalbin zayıfladığını) göstermektedir. Ancak embriyo ve fetüs yüksek adaptasyon yeteneğine sahiptir. SRAET sistemi bu plastisiteden yararlanarak gelişen organizmayı kontrollü stres faktörleri aracılığıyla uyarlamayı amaçlamaktadır. Bununla birlikte uzmanlar, bu unsurların hiçbiri henüz klinik kullanıma hazır olmadığını ve CRISPR düzenlemesinin yasak olduğunu vurgulamaktadır. Bu altyapı, Mars'ta sağlıklı bir bebeğin doğmasını bilim kurgu olmaktan çıkarıp gerçek bir hedef haline getirme yolundaki ilk kavramsal adımdır.

Zamin.uz'u Google'a ekleyin"Zamin"i Telegram'da okuyun!
Discuss with Zamin AIAnalyze the news, get useful answers

Yorumlar 0

İlgili haberler